tours cappadocia ve allah bilgileri33

tours cappadocia ve allah bilgileri33

 sizlere en güzel elimizden gelen gayreti gösteren tours cappadocia diyorki Peygamber (sallaltalnı aleyhi ve sellenO'm lıaheı lorintlcn (sö/. işveotr. İcrinden) ve hadîslerde saı id olan diper peygamberlere ail lıabcrlcrdcn, /aliiri itibariyle anlaşılması giic olan ve peygamberlerin hallerinden hiç. bir hale lâyık olmayan şeyleri ıkti/a eden ve tevile mulıtav olup birçok ihıimalin bulımdıığn leıeddııt edilenleri rivayet etmek doğru değildir (Hilâkis snkût etmek vaeib olur).
Bunlardan ancak sahih olduğu teshil edilen, rivayetleri bilinenlermui-lesna. Allah, İmam Malık (ıahtmehnllah)i\ rahmet etsin; O. hadîsler, den levile muhtaç olan, mânâsı ayık seyik olınayanlaidan hiybırini rısoyçt etmek isienuv ve şbyle deıdi;
"Aaıha insanları hu yıhı (tevile muhtaç olan) hadîsleri nvayeteimı. ye sevk eden husus nedir?”. Bunun u/erine kendisine şöyle denildi,
— Ibn Aelân bu gibi hadîsleri rivayet ediyor. Cevab olarak şoylcdei:
—O fukahadan deyi! ıdı.

Keşke bilginler, bu gibi hadîslerin rivayetini terk etmekteMalik'euş. muş olup, insanlar arasında yaymamaya ona yardımda bulunmuyolsa lardı. Bu gibi hadîslerde amelle ilgili hiçbir hukum yoktur. Seleften bir grup bilginlerden, hattâ hepsinden rivayet edilmişti ki, onlar kendisinde amel icap ettiren bir hüküm bulunmayan hadîsi rivayet etmeyi mekruh görüyorlardı. Peygamber (sullallahu aleyhi veisehadislenm öyle bir Arap kavminc söylemiştir ki; onlar Arap dilini tam mânâsiyle anlıyor. Peygamber (a!'eyhisselâın)\n sözünü, hakikî mânâsında,mecazî mânâsında kullanabiliyor, istiare belagat ve icazından anlıyordu.Onların hakkında bir müşkülât yok idi. Sonra Arap olmayanlar, Arapdilııi iyi anlamayan kimseler geldiler. Onlar hemen hemen, Arapça’nın acık ve sarih olanından başkasını anlamıyorlardı. Sözün mecazından,ıçart-tinden, gizli olanı vc beliğ olanına kadar inceliklerine vâkıf olamadıkb için hadîsleri tevil etmekte veya zahirine hamletmekte ihtilâfadüyüppa-rarnparça oldular. Onlardan bir kısmı iman ettiler, bir kısmı ise küfret tiler.
Bu gibi hadîslerden (bazı bilginlerin kitaplarında zikredilmesi ileavan arasında şöhret bulan) vc fakat sahih olmayanlar ise, bunlardan Allahıl Tcâlâ vc peygamberleri hakkında olanları zikretmemek, onlardanhab-scdıp rivayet etmemek vaciptir. Onların mânâlarını anlamayaçalıyılmaı; doğru olan, onları silip zikretmemek vc onlarla meşgul olmamaktır, Ancak, rivayet dirayet bakımından zayıf oldukları cihetini zikretmekraut-tesna.
Birçok bilginler, Ehu Bekr h.Furek'm zayıf olan, mevzu olupaslıol-mayan, veyahut hakkı bâtıla karıştıran kitap ehlinden rivayet edilenin-dişlerin mânâları üzerinde ehemmiyetle durduğunu, iyi karşılamadılaı ve şiddetle reddettiler. Ona, bu zayıf hadîsleri bir tarafa itmesi yeterdi Mânâları üzerinde çalışıp duracağına zayıf olduklarına işaret clnıcsi)e terdi kendisine. Zira hadîslerdeki müşküllerden bahsetmek,
l’eygaınhcr (ah’\ lnssdûnı)\ \ eya hallerini /ikrederken solünde dikkatli olması, O’na hurmoı se la/imdc kusur cimemesi \aciptii. Konuşmasını daima kontrol altında bulundurup, hoş bırakıp ihmal etmemesi, Pey-gamhcı (a/cyhissclânıM /ıkıedcrkeıı icrbıye alâmetinin kendisinde zahir olması da vaciptir.
Peygamber (sallalluhu aleyhi ve sellem)\n insanlar larafından gördüğü /ahınct ve e/iyyelleri zikrederken, kendisinde şefkat ve merhamet, (Peygambere ez.iyyet edenlere karşı) öfkelendiğinin alâmetleri belirir, fğeı gtıcu yelse ve f’eygamber lalevhisselâmh\ butun varlığını feda etmesine imikledir olmuş olsaydı, bulun gucU ile O'na yardım etmeyi içlen ister. Allaluı Teâlâ’nın O’mı butun hallerinde koruduğu konusunu ele alıp, işlerinin ve sözlerinin cereyanı hakkında konuştuğu zaman mümkün olduğu kadar en güzel söz ve en edebî ifadelerle ifade etmeye çalışır. Kötü ve çirkin kelimeleri kullanmaktan kaçınır. Cehalet, yalan ve masıycl kelimeleıi gibi zahiren çirkin olan kciimeleri kullanmaz. Peygamber (aleyhisselânı)\n sözlerinden bahsettiği zaman, sözlerinde ve haberlerinde sadık olmaması kendisine câiz olur mu? der. (Söz vc haberlerinde yalan söylemek peygambere câiz. olur mu? denmez). Ancak sehven \e hala olarak da bu kelimelere benzer kelimelerm kullanılmasında zarar yoktur, ^âlan kelimesini kullanmaktan kesinlikle kaçınır.
Peygamber (sallullahu aleyhi vesellem)\n ilminden bahsederken, kendisine bildirilen ilimden başkasını bilmesi câiz midir? Kendisine vahiy gelinceye kadar bazı şeylerin Peygamber (aleyhısselâm)cA bilinmesi mümkün müdür? der. Kelimenin çirkinliği ve kabalığından dolayı. Peygamber (aleyhisselâın) bu konuda cahildir, demez.
trendimiz (alevhissclâm)ÛA\\ sadır olan işlerden bahsettiği zaman ise. Peygamber (alevhisselâın)u\, emir ve yasaklardan bazılarına muhalefet etmesi, kendisintlcn küçük gnııalthırm sadır olması (daha iyisi zelle vaki olması) câiz midir? diye ifade eder. Böyle söylemesi, günah işlemesi, isyan etmesi veya gtınahlardan şunları, şuıılan işlemesi câiz midir? demesinden daha evlâ ve edebe daha uygundur. Bu
(aleyhisselâtn)a hürmet ve itaatta bulunmak O’nun hakkıdır. O’nutcb. cil etmek vacibtir.
Bazı konuştuğunu bilmeyen öyle kimseler vardır ki, sözlerinedıldjı etmediklerinden, Peygamber (aleyhisselâm)\n söylemediğini, söyledidıyj ona isnad edenleri ve kaçınması gereken, söyleyenin tekfir edilmelim icap ettiren hususu O’na izafe ettiklerini gördüm.
İnsanlar arasında bu gibi hususlar terbiye ve nezaket icabı kullanıiı. yorsa, birbirleriyle konuşurlarken nezâket kaidelerine riayet ediliyorsj, Peygamber (aleyhisselâm)\n hakkında konuşurlarken bunların kullanıf ması ve nezaket kaidelerine riayet edilmesi daha evlâ ve önemli olnus gerekir. Güzel bir ifade, bir şeyi güzel gösterir. İcabında da aynı sqi çirkin gösterebilir. Güzel ve edebî bir yazı ve ibare, bir işi hem bıiyuliiıj ve hem de küçültür.
Bunun içindir ki. Peygamber (sallallahu aleyhi ve şöyle buyurmuştur:
—Güzel konuşmada mutlaka büyüleme vardır (720a).
Eğer Peygamber (aleyhisselâm)\ kötü sıfatlardan tenzih etmesibah mmdan konuşursa, açık açığa konuşmakta hiçbir beis yoktur. Tıpkı şöyle konuşması caiz olduğu gibi:
Peygamber (aleyhisselâm)ın yalan konuşması kesinlikle caiz değildir Nasıl ve ne surette olursa olsun, büyük günah işlemesi, insanlar art sında hüküm verirken zulmetmesi, asla caiz değildir.
Bununla beraber, Peygamber foleyhisselâm)\ zikrettiğinde O’na hûr met ve tazim göstermesi vaciptir. O’nun sıfatlarından bahsedilirken,köii sıfatlardan tenzih etmek için anılırken nasıl O’na hürmet ve tazim edilmez ki, .selef —ikinci kısımda zikrettiğimiz gibi— yalnız zât-ı peyganı-beriyi yad ettiklerinde bile O’na hürmet ve tazim ederlerdi. Selefin bazıları, Allahü Teâlâ’nın, kendi âyetlerini inkâr edip küfreden, keni zatına yalan isnad edip iftirada bulunan, düşmanlarının sözleriniihti'i eden âyetleri okurlarken, hürmet ve tazimlerini izhar ederlerdi. Âyetleri okurlarken Rabbisine hürmet ve tazim etmek ve Allah’ı
Biz, bu suçları işleyenlerin, öldürülmesi hakkında ulemânın ittifakı olduğunu, hâkimin, onu öldürmesi ile asması arasında muhayyer olduğunu daha önce zikretmiştik. Bu husustaki bütün delilleri serdettik. Bu açıklamadan sonra, bil ki; imam Malik (rahiınehullah) ve diğer Maliki mezhebine mensup olan bilginlerin görüşlerinde meşhur olan ve selefin ve cumhur-ı ulemânın görüşü şudur ki; O kimse küfren değil, hadden öldürülür (721).
Hadden öldürülmesi, kendisinin tevbe etliği belli olduğu zaman olur. Hadden öldürüldüğü için tevbesi kabul olunmaz. (Tevbe etmesi kendisini ölüm cezasından kurtarmaz). Kendisine bu sözünden rücu etmesi hiçbir fayda vermez. Nitekim biz bu hususu daha önce zikrettik. Ma-lik’in meşhur olan sözüne göre, onun hükmü dinsiz ve küfrü gizleyenin hükmü gibidir. (Başkaları tevbesi kabul olunur ve öldürülmez diyor). Bu meşhur söze göre isterse tevbesi, yakalanması mümkün olduktan ve söylediğine şahid bulunduktan sonra olsun, islerse bunlar olmadan kendiliğinden gelip tevbe etsin hüküm bakımından hiçbir farkı yoktur. Çünkü o vacip olan bir had cezasıdır. Diğer hudud (suçlara karşı verilen cc-za)lar gibi tevbe ile sakıt olmaz.
Şeyh Ebu Haşan el-Kâhisî, diyor ki: Peygamber (aleyhissetâm)i sövdüğünü ikrar etliği zaman, tevbe edip levbesini açıklarsa (tevbesi kabul olunur fakat yine) öldürülür. Çünkü öldürülmek onun haddıdır. Ebu Muhammed b.Ebu Zeyd de aynı görüştedir. Kendi arası ile Allah arasında kalan tevbesi ise ona fayda verir. (Allah dilerse onu affeder, cehenneme atmaz).
Ibn Suhnun diyor ki: MUsItımanlardan biri Peygamber fsallallahu aleyhi veselleınje söver de .sonra tevbe ederse, oıuııı tevbesi, kendisine verilen olum cezasını kaldırmaz.
Yine böylccc, dinsiz olan bir kimse kendi kendine tevbe ettiği vakit verilecek hüküm hakkında ihtilâf vuku buldu. Kadı Ebu Hasen b.el-Kussar zındığın kendi kendine tevbe etmesi hakkında iki görüş olduğunu rivayet eder.
Birincisi: Hocalarımızdan bazıları zındığı, ikrar etmesiyle öldürürüm. Çünkü, zındık kendisini gizlemeye muktedir idi. Vakıa ki o durumunu itiraf etti, durumunun meydana çıkmasından korkup, tevbe etmeye acele ettiğini sanırız.
İkincisi ise; hocalarımızın bazıları şöyle diyor: Zındık tevbe ettiği zaman tevbesini kabul ederim. Çünkü, ben onun tevbesinin doğruluğuna, kendiliğinden gelip tevbe etmesini delil gösteririm. Sanki biz onun iç âlemine vâkıf olduk. Tabiîdir ki, delillerle tutuklanıp tevbe teklif edi-
(721) KUfren öldürülenle hadden öldürülenin aracındaki fark sudur: Küfren öldürülenin cenazesi yıkanma;, nama/ı kılınma;, Müslüman rnczarlıfiıııa defnedilme;. Hadden öldürülen ise bunun aksinedir.
Icrck tcvhc cdt'n kimse böyle olama/. Kadı Lhu'l-Fudt, hu, Esbağb.fi. Fertr’in sözüdür, iliyor.
Peygamber (sullallaluı aleyhi » ı* sellcnı)e so\ enin meselesi (/ındıju kinden) daha şiddetlidir. Takadılum eden asla göre: bu meselehakiı; da ihtilâf düşümileme/. Çünkü o Peygamber fsallallahu aleyhi vesellen/; onun sebebiyle ümmetine taalluk eden bir takdirdir. Âdem o|ullannn diğer haklan gibi onu tevbe düşürme/.
Eğer zındık olatı kitııse, kendisinin yakalanmasına imkân hâsıl olduk-tan sonra tesbe ederse; İmam Malik, Ley s, İshak s e Ahimi h.Hunbti (rahimehümuUah) nezdinde onun tövbesi kabul olunmaz. Iıııam^fti (rahımehıdlahj nin indinde ise tövbesi kabul olunur, hinim Ebıılknıjt (rahimelndlalı) ve Ehu Yusuf (rahimelndlalı)&d\\ bu konu hakkında rivayet edilen görüşlerinde ihtilâf vardır. Ihtı Müıızir, Ali h. EhuTı-lib'den (radıyallahu anlı), zındığın tevbesinm kabul olunacağınıriıa' yet etmiştir. Muhammed h.Sıdmun diyor ki:
Müslümanm tevbe etmesi, l^cygambcr (aleyhısselûııı)a sövmesinda dolayı kendisine verilen olum ce/asını kaldırmaz. Çünkü o bir dindtn başka bir dine intikal etmiştir. O öyle bir şey işlemiştir ki, bizim katı-mı/da onun haddi (cezası) olumdur. Zındık gibi, ölüm cezasından hiçbir kimse afvolunmaz. Çünkü o. açık olan bir halden yine açık olan hır hale intikal etmiş değildir. Kadı t'hıı Muhammed b. Nasr; zındığınıp-besinin kabul olunmamasını. Peygamber faleyhisselâmhı şovenle Allah'ı sövenin arasındaki farkı delilleriyle açıklayarak, Allah’a sövcııın teslisinin kabul olunması gerektiğini isballamak için der
Şüphesiz, Peygamber (aleyhisselâm) beşerdir. Beşer kendisinean;^ İlk ve noksanlık isabet eden bir cinstir. Bu husustan ancak Allahiıfâ lâ’nın kendisine nübüvvet nimetini ihsan etliği kimse hariç tutulur. Allahc Tcâlâ ise, bütün ayıp ve nok.sanlıklardan münezzehtir. Allah, kendinp sinden kendisine ayıp ve noksanlık izafe edilenler gibi değildir. Pcygamla (aleyhisselâm)n sövmek. Allah hakkında vaki olan ve tövbesi kabul olunan irtidad (dinden çıkmak) gibi değildir. Çunkıı dinden çıkmak,ö\le bir anlamdır ki, bunda dinden çıkan kim.sede. Adem oğlımdan olan hiçtir kimsenin hakkı bulunmaz. Bunun içindir ki, onun levbesı kabul olunmuştur, Oysa ki, Peygamber (aleyhisselâm)ı\ söven kimse, ö)lebirij yapmıştır ki. bunda Adem oğlıımın hakkı vardır. O kimsemüricdgib olur. İrtidad edince oldtırülür. veya nuıhsan olana iftira ettiği/ami£ kendisine ceza verilir. Çünkü onun tevbe etmesi, (yaptığı işte kul halk bulunduğu için) öltım ce/asını veya başkasına yaptığı il'iİradandob' verilecek cezayı düşürmez.
Yine, mürtedin tcvbe.si kabul olunduğu /aman, onun bu Icvboi/irıi, hırsızlık ve daha büyük günahların al'volunmasına vesile olmaz. Pf! gamber (aleylusselCınOa söven kimse, kâfir olduğu için öldürülmez.Fr
makamııuıı buşukhığune, O'na gelen ay\p ve noksanlığının giderilmesine Iacıdır, Uunu ise Ipeyganıbcıe şovenin) tevbe etmesi duyıırme/. Kadı hhu'l-l adi diyor ki; Humı söyleyen kimse, Allah biln '>nnu demek istiyor: (,'unkı Pcygambeı (alc\hıs\clânıl.i sOvinesi hadd i /âlında kiıfriı iktiza edecek bir kelime değil, takat onda bııUman tahkir ve ıstilılaf ınânâlaınidan dolayıdır. Veyaluıı omııı tevbe edip dinine rtıeıı etmesi ile kendisinden kurur ismi /ahiren kalkmış olur. İcmi Allah bilir Geri-ıle Peygamber Ar/<>i'y;/s.s(’/«m)a sövmesinin hukımı kalmıştır kı. Malikî-1er ııe/dınde kulren değil, hailden olduruhıı. Malıkilerin gayrinde ise, sövmesinin lıukmu kuluıdur, kulur ise tevbe etmesi ve dinme ılonmcsi ile ortadan kalkmıştır.
lihıı İninin cl-Kûhısî dıvoı kı Kim Peygamber ('iallallahıı aleyhi ve Mdlcın)!: söver, sonra İslâm ılinınden yıkarsa oldurulur. Tevbesi kabul olunma/. Çunkii sov inekle Adem oğullarının hakkı bulunur. Bu ise öyle bir haktır ki; tevbe ile murtedden sakıt olma/.. Bi/im imamlarnnı/ın (Malikî) bu sö/lerı Peygamber (ııleylıısselânıfA sOvenın kulren değil, hadden öldürülmesi so/u u/crine mebmdir. Bu da u/un lal'silata muhtaçtır l clıd h.Mııslını'hı Malik’ten ve onun goruşunu benimseyenlerden rivayet elliğine güre; bilginlerin yoğu aynı görüşte olup şöyle ayıklamada bulundular: l’cygambet (\allallaliii aleyhi n* s('//i’/rıA‘sov nıek irlidailır. Plâni söveniıı dinden yıkmasını, yıkarmasım ikti/a eder). Bundan dolayı kendisine tevbe leklıl edilir. Lğer tevbe ederse başkalarına ibret iyin ec/alandu ılır. Eğer tevbe çimekten kaymırsa o /aman oldurulur. Malık. Peygamber (aleyhisselâın)A söven hakkında muriede verdiği hukum gibi hüküm verdi. İmanı Malık'in birinci goıtışu, Velıd’in rivayet etliği bu görüşünden daha ayık ve doğrudur. Böyle olduğunun delilini yukarıda beyan ettik. Bi/ Peygamber (\allallahii aleyhi vesellende söven kimse hakkında talsilat verip deri/ kı: Kim Peygamber (alcvhısselâm)A sövmeyi ırtidui sayıyorsa, o kimse ınuried olanın öldürülmesinin vaeip olduğunu söyler. Ve ancak veya böyle hukum verildiğini iladc eder. Ya kendisinde görülen hususu inkâr ediyor veya tevbe edip rucu ediyor. Birincisinde Peygamber (sallallahtı aleyhi ve scllem) hakkında kufur icap ettiren, kelimenin sabit olduğu ve Peygamber (aleyhısselâm)ın hakkında Allah'ın fc cj hürmet edilmesini emrettiği hususu tahkir ettiği için onu hadden öldiıruru/. Ona mirası hakkında yapılaeak muaınele. dinsizliği ortaya yıkıp onu inkâr etlen ve rtıeıı edip tevbe eden /mdığa yapılan muamelenin aynısı tatbik cdılıı.
tours cappadocia yazdı ve sundu..

No hay comentarios:

Publicar un comentario