tours cappadocia ve allah bilgileri99

tours cappadocia ve allah bilgileri99

 sizlere en gğzel yazıları yazan tours cappadocia diyorki Eğer sözü nakleden, (lebde veya alevlide) şelıadct yönünden, sözü söyleyeni laril'etmek, sözlerinin kotu olup reddedilmesi gerektiğini (ve söyleyene s erilecek cezanın bilinmesi iyin) ayığa vurmak vc (zararlı olduğu için) ondan sakınmak vc onu ayıplamak maksadiyle naklediyorsa. böyle nakledilen sözlerin kabul edilmesi vc ona uyulması, sahibinin dc övülmesi gerekir.Eğer bu sözü, yazdığı kitapta, va’z \e tedris incelişinde, sozıl söylevt-ne reddetmek, sözünü çürütmek vc bu sözü için kendisine verilmesi gereken ceza için fetva vermek üzere ise. bu gibi olanların bazısının hükmünü açıklaması vaciptir, iiazısmın hukımınu açıklamak isenıus-tahaptır. Hu sözü .söyleyen ile sözü nakledenin, nakledilen söze karşı olan durumlarına göre olur. Eğer bu nakledilen sözü, söyleyen kimse, ilmi otoriter, hadîs rivayetinde söz sahibi olursa \ eyahut kendi hükmü ile, veya şchadetiyle veyahut fet\asiyle kesin ceza veriliyorsa, sözü işilcne, bunu ifşa etmesi, insanları bundan kaçındırması vc sözü söyleyenin,bu sözü söylediğine dair aleyhinde şehadet etmesi vaciptir.

Müslüman imamlarından bu sözün kendisine ulaştığı kimseye, bunu reddetmesi, söyleyenin kâfir olduğunu açıklaması, l’eygamber(o/<T/ıij-selâm)\n getirdiği dini korumak ve Müslümanları onun zararından uzaklaştırmak için, bu sözün bâtıl olduğunu açıklaması vaciptir.
Eğer, (bâtıl) sözü söyleyen irşat vazifesi ile görevli \âiz \eyahııieğitim \e öğretimle görevli öğretmen olursa, hukum yine aynıdır. Çunku, huyu, ahlâkı böyle olan kimseler, \ az.ctiikleri insanlara, terbiye etlikle ri çocuklara aynı duyguları vcTcccklcı inden kendilerine gııvenilmez.Bunların sözleri Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellcmhn hakkı için (eğer onunla ilgili ise), İslâm dini hakkı için (eğer İslâm elim ile ilgili ise)ve Allahü Teâlâ’nııı hakkı için (eğer Allah’ın zatı ile ilgili ise) söylenmiş ise, sözlerini red vc inkâr etmenin vacip olması daha fazla kuvvet kazanır.
ic. hükümde sö/ sahibi olnuı/sa) Peygamber (ak‘ylu.sscl(im)\n hakkım yerine getirmek iyin çalışmak vaciptir. O’mı her liırlıı kölııleme ve na-kısadan korumak gerekir. (Uu hususla ihmal eâi/ değildir).
—Eğer, hâkimin kendi şehadeii ile hııkuın vereceğini kesinlikle anlarsa. şehadet göres ini yerine getirmesi kendisine vacip olur. Yine, eğer hâkimin onun şehadeline binaen olum cezasını sermeyeceğini ve şeha-detinin kabul olunup, terbiye edilmesi için ceza verilme cihetine gidileceğini anlarsa şehadet sc vazifesini yerine getirmesi kendisine sacip olur.
Söyleyenin kıifrünü mucip sozu nakletmenin, bu geçen iki maksadın dışında mubah olmasına gelince; bu gibi hususların naklinin mubah olarak bu konuya girmesini hiç doğru görmem. Çunku. peygamber (aley-hisselâmjı şeref ve haysiyetine leke getirecek şekilde kotu sözlerle anması, şer’î bir maksat ve garaz dışında ne anarak ne de rivayet ederek konuşması hiçbir kimseye mubah olmaz. Geçen (reddetme, şahit olma ve insanları kaçındırma gibi) maksatlara binaen ise, vacip olması ve mUstahap olması arasında tereddüt etme yeri olması gerekir.
Allahu Teâlâ, kitabında, kendisine vc Ucsıılunc iftira edenleri nak-Ictmiştir. Bu. sözlerini inkâr ve reddedenleri \c küfürlerinden ve küfürleri karşılığı verilerek azaptan korkutmak vc kaçındırmak için Peygamberi vasıtasıyla muhkem olan Kiiab'mda bize âyetleri ile beyan buyurmuştur. Yine böyleec. Peygamber (aley/ussclâmjm sahih hadîslerinde geçen yönleriyle âyellerin benzerleri vâki olımışiıır.
Selef vc haleften Islâm bilginleri, insanlara, kâfir vc nuılhidlerin sözlerini açıklamak ve insanlar üzerinde bıraktığı şüphe vc etkiyi gidermek için, kitaplarında va’z ve ledı islerinde bu gibi luısuslan rivayel
olmuş ise de, Ahmed b.Hanbcl (ralünıehulUıh) aynısını kendisiCû^ | /n/vve’nin ve Kur’ân’ın mahlûk olduğunu söyleyenlerin sözleriniıciıi^ \ derken yapmıştır.
Bu vecihlcr. kâin lerin sözlerinin nakledilmesinin caiz olduğu lerdir. Bu tıir rivayetlerin dışındaki, Peygamber (aleyhisselâm)n{j\^ yı, O'nun makamına hakaret etmeyi, hikâyeler, gece muhabbetleri,sc^j gu/elleştirme yönünden olan ve insanların nydnrdukları ve gcycıliğilıçj^ olup olmayan sözlerini, sözlerine eheminiyci vermeyen kimselerinjıi durucu sözlerini, sefihlerin değersiz sözlerini, dedikoduya dalmaya^ hep olan sözleri, hiybir faydası bulunmayan sözleri, naki ve rivayetetıtö yasaklanmıştır. \'asaklama ve cezası bakımından bunların bir kısım, kiMiıından daha şiddetlidir. Sözü söyleyenden nakleden kimse, kaııif-olnrak veya rivayet ettiği hususun miktarını bilmeyerek veyahutriıaı; edilen sözü söylemek onun âdetinden değildir; çünkü, rivayet edilenliı rivayet edildiği gibi kendisinde fazla çirkinlik bulunmuyor, rivayeieılt. nin de onu güzel gördüğü veya dogrüladığı da açıklanmıştır. Böyleoi nakil ve rivayetler men edilir. Buna tekrar avdet etmesi yasaklanır.He ne kadar onun râvisi bazı sebeple kabul olunmuş ise de o menolunımi! ve ona tekrar avdet etmesinin yasaklanmasına müstahaktır.
Söyleyenin ve nakledenin sözü eğer olduğu gibi çirkinlik ifaderf-yorsa o zaman terbiyesi için verilen ceza daha şiddetli olur.
Rivayet edilir ki, adamın biri /manı Malık (ralıinıehııllah)ihfa mahlûktur diyen kimse hakkında sordu.
(Soran veya bu sözü nakleden) kâfirdir. 'Ona c»/</wn///'deyince,v-ran adam;
‘Ben omı ancak benden başkasından rivayet ettim’ der. Bununum ne. İmam Mâlik:
'Biz onu ancak senden işittik' û\yc cevap verir. Mûlik’in busozû» menetmek hattâ şiddetli menetmek yönündedir. Çünkü Malik,venSf ölüm hükmünü rıygulamamıştır.
Eğer bü rivayet eden kimse rivayet ettiği sözü kendisi uydurup,ört meseleyi sormasını âdet edinmiş ise, veyahut onu güzel gördüğûnuu har ederse, veyahut daha böyle meseleleri çok soruyor idiisc.onub çümsüyorsa, veya benzerini ezberlemeye \e Peygamber (aleyhısdift hicveden şiirleri rivayet etmesini, O’na .sevmesini isteyen kimseiseb nun hükmü bizzat Peygamber (aleyhis.selâın)tx söven kimseninhûİE gibidir ki. derhal .söylediği sözle cezalandırılır. Başkasına isnadfimG keıulisinc hiçbir fayda sağlamaz. I İçmen öldiırıilür. Cehennemeeöıdf rilnıcsindc acele edilir.
/aman oıuı yok cimcılcn Inrakılmasınm liaram olduğuna dair Müslümanların ıllilak ollikkrmi /ıkıodalcı
\llah, ılinlcnnc sımsıkı hağlı olup onu koruyan, lakvâ sahibi olan sc-k'llcıimi/c rahmci clsm ki, onlar, sasayları u.- siyen ihtiva eden bur tur haber ve eseıleıin yoğunu rivayet etmevip terk ettiler. Ancak
^ KDİNCİ \ liC'İH: l*e>gaınlıer (sallallahu alevin le \clleiuh' eûi/ olan vevahııl eâi/ olup olmadığı lıakkmdu ihlilfıl edilen lııısııslan ve beşer hallerinden ktMidisine arı/ olan ve /al-ı peyğaınberiveve i/afe edilmesi eâi/ ve mıımknn olan lııısııslan zikretmek.
İmtihan olunduğu ve düşmanlarının kendisine verdiği zahmet ve eziy-ycllerinden dolayı Allaluı Teâlâ’ya sığınarak sabretmesini zikretmek. Peygamber (aleyhısselânıjiu hayatının başlangıcının bilinmesini, zamanının şiddetinden kendisinin uğradığı ve geyımindeki yekliği zahmetleri, bunların hepsini rivayet etmek, ilim elde etmek, pevgamberlerin umumu için ismetin sıhhatini bilmek ve peygamberlere câız olan hususları bilmek gibi şevleri zikretmek, başlı başına bir nevidir, üeyen bölümlerde zikredilen allı vcehin dışındadır, (,’imkiı bu vecihle zikredilenlerde. Peygamber faley-lus\elâm}\ ayıplamak, O’nu l.ıhkıı etmek, O'nunla alay etmek gibi hususlar yoktur. Ne lâr/.m zahirinde bulunur böyle şey. ne de konuşanın maksadında. I akat butumla beraber bu hususta konuşmanın ilim ehli ıleveO’nun maksadlarmı anlayan, raydalarım tahkik eden, O’nu anlamaması ihtimali olan veyahut l'ıinesinden korkulan, koıunan kimselerden dini iyi anlayanlarla konuşulması vacip olur.
Bazı selef âlimleri, kadınlara, Vûsul'.Sûresi’nin öğretilmesini, içindeki kıssadan öl uru mekruh görmüştür. Çünkü kadınların yaradılış icabı anlayışları kıl, akılları noksan ve bu luısusiaki bilgileri az ve zayıltır.
Peygamber (sallallahu aleyhi vesellent) ilk günlerde kendisinin ücretle koyun güllüğünü bildirerek, bizzat kendisinden haber veriyor, buyuruyor ki:
Koyun gütmek ücretle olsa bile, usûlüne göre zikreden için, ko)in gütmeyi zikretmekle tahkir ve noksanhk yoktur onda. Bilâkis, ücretle,iıc. retsiz olarak koyun gütmek butun Arapların âdeti idi. Evet koyungutmtk. te peygamberler için tam bir hikmet vardır. O da, Allahü Teâlâ’nınonlan peygamberlik nimetini azar azar, alıştıra alıştıra vermesidir. Veilm-iezekfc kendilerine verilecek olan peygamberlik nimetinin geçmiş olntitsındaıı, Allah’ın yarattıklarından peygamberlerin ümmetlerini idare etme işineoıv lan alıştırmaktır.
Yine böylece Allahü Teâlâ, Peygamber (aleyhisselâm)in ycmoiii-ğunu, lakir ve muhtaç olduğunu, kendisine verdiği nimet yönünden,kov dişine ihsan ettiği hidayeti bildirmek için zikretti. Peygamber MMalıii aleyhi vesellenı)\n bu hallerini, O’nun halini taril etmek ve başlangıcım bildirmek maksadıyla zikretmek ve Allahü Teâlâ’nın kendisine ihsan elli nimete taaccüp ederek ve nimetinin onun katındaki büyüklüğünü zikretmek, Peygamber (aleyhİ5selâm)a hiçbir noksanlık getirmez. Bilâkisbundj peygamberin nübüvvetine ve dâvasının doğruluğuna delâlet vardır. Çûnki Allahü Teâlâ bundan sonra O’nu Kureyş büyüklerine ve onlarıneşra-l'ından Peygamber (uleyhisselâm)a düşmanlık yapanlara yavaş yavaş gaip kıldı. Şan ve şöhretini yükseltti. Ta ki onları kahrederek mağlûpeliL memleketlerinin kilit noktalarını ele geçirdi, onlara lam mânâsiyleha kim oldu. Allahü Teâlâ’nın onu teyid etmesi ve yardımı ile Arap büyüklerinden başka birçok milletlerin mülklerini ele geçirdi. Allah Peyganıbo (aleyhisselâm)a kalblcrine muhabbet vermek suretiyle mü'minlennyar dimini da ihsan etti. Ve nişanlı, nişanlı meleklerle O’na yardıtncıoldu
Eğer Peygamber (uleyhisselâm), bir padişahın veyahut birçokk» lerin kendisine bağlı olan ileri gelen bir adamın oğlu olmuş olsaydı,hı çok cahiller, zikredilen hususların, yüksek makamının icabı böybu hur etmesi gerektiğini sanırlardı. Bunun içindir ki, Ebu Süfyan’aHı-rekl. Peygamber (aleyhisselâm) hakkında sorduğu vakit;
“O’nun soyunda padişah olan var mıdır?” diye so
rdu. EbuSufyaıı
—Hayır, diye cevap verince;
“Eğer soyunda padişah olan biri olmuş olsaydı, muhakkak adamlu basının tahtını istiyor derdik. Öksüzlük geçen kitaplarda (Tevrat ve İt' cil’de) ve geçen ümmetlerin tarihlerinde O’nun sıfatından v( peygamberliğinin alâmetlerinden biridir”. Ermiya’mn kitabındaPt!| gamber (aleyhisselâm)\n zikri yine böylece vaki olmuştur (720).
Peygamber fscıtlallahu aleyhi ve sellemh. Ihtı Zi Yezeiı AbdulmUtta-lib'c Büheyra da Ebu Talib’e öksıız sıfaiiylc vasfetmişlerdir.
Yine böylece. Peygamber (aleyhisselânı) Allahü Tcâİâ’mn kendisini Kur’ân-ı Kerim’de ümmi diye vasfettiği gibi, ümmi sıfatı ile vasfcdil-mesi onun iı;in övgüdür. Hakkında sabil olan bir fazilettir, mucizesi için bir esastır. Zira Peygamber (sallallahu aleyhi ve selleıtı)'\n en büyük mucizesi Kur’ân-ı Azimüşşan’dadır ki. o da ulum ve fıınunu bilmeye mütealliktir. Birinci kısımda zikrettiğimiz gibi (aleyhissalânı vesselâttı)di verilen üstıin sıfatlar ve meziyyetlerle birlikte,Kur’ân gibi muazzam bir kitabın okuma yazması olmayan, mektep ve medrese görmeyen, hiçbir kimse taralından da telkin edilmeyen bir adamda bulunması, taaccüp etmeyi iktiza eder, en büyük ibret ve beşer için en büyük mucizedir. Ümmilik vasfı bir nakı.sa değildir. Çünkü okuma; yazmadan matlup olan marifettir. Okuma, yazma bilimi elde etmek için bir âlettir; bilime ulaştırandır. Bizzat kendisi kastedilmiş değildir. Matlup hasıl olunca, vasıta ve sebeb olana ihtiyaç kalmaz. Ümmilik, Peygamber faleyhisselâmjdan başkası hakkında nakısadır. Çünki O, cehaletin sebebi, aptallığın unvanıdır. Ol Allah’ı, her türlü noksanlıktan tenzih ederiz ki. Peygamber {aleyhisselânıJ\n işini kendisinden başkasının işinden ayrı kıldı. Başkasının şerefini düşürecek yeri, O’nun şerefinin yükselmesine, O’nun hayat kaynağı olan yeri, başkasına helak yeri kılmıştır. İşte şu göğsünün yarılması ve içindeki yaramaz nesnelerin temizlenmesi. Peygamber (aley-hısselânı)\n hayatının tamamlayıcısı, vücudu için tam bir kuvvet ve kalbinin sebatına vesile olmuştur.
Bu husus peygamberden başkası hakkında, ölümün tam sebebi, kesin olarak ölümüne vesile olur. Peygamber (aleyhisselâmjm siyerinden rivayet edilen daha başka nice hususlar vardır. Dünya hayatından, giyim, yeme, içme ve binit kullanma ve bunun gibi hususları az istemesi, insanlar arasındaki alçak gönüllülüğü, ihtiyacı olan hizmetlerini bizzat kendisinin yapması, evinin hizmetinde bulunması, zühdü elden bırakmayıp dünyadan yüz çevirmesi, dünya işlerinin süratle değişip fani olmasından, onların azım ve çoğunu bir tutması gibi hususların hepsi Peygamber faleyhisselânıjın faziletlerinden, mekârim-i ahlâkından ve yüce şerefindendir. Nitekim biz bunları zikrettik.
Kim bunlardan bir şeyi lâyık olduğu yerde zikreder, onunla F’eygam-ber (aleyhisselânı)i\ hürmet ve tazimi kastederek, iyi olur (Allah katında güzel olarak kabul edilir). Kim onlardan bir şeyi olduğundan başka olarak zikreder de, kotu kasıdlı olduğu bilinirse, o kimse geçen altı bölüme ilhak edilir (ona göre cezalandırılır).
hııam ILbu Dııvııd, .Sııncn KiuhO'l-LdcIı, Itabıı Ma C.ıc lı'l-MütCKddaki fı’l-KçI.^nı’da AMul-lolı b. Ömer (r.u.) dan. 7ınııızî, Simen. I.hvabıri-llırn ve’s-Sda, llabıı Ma tâc fi F.nne Minc'I-llcvanı Sıhrcn'dc 2029 No.lıı ıııciııı Abıbıllab h Ömer (r .ı ) dan laluK ctınıvlerdir. tours cappadocia yazdı ve sundu..

No hay comentarios:

Publicar un comentario